16 Aralık 2013 Pazartesi

şiirsiz günlere kaldık demeyelim...

günlerimde şiir yerini eksiksiz korur. şiirsiz günler benim değil; yaşanan günleri çoğunluğun.

bende sığar iki cihan ben bu cihana sığmazam
                                      nesimi

attilâ ilhan'ın, elde var hüzün şiir kitabı, nesimi'den aldığı mısra ile biter. nice cihanı içine sığdırıp, cihana sığmayan şairlerin şiirleri okunmaz mı? meraklısı için ekler'in son yazısı, şiirden çok, laf... başlığında ve hemen attilâ ilhan saldırısı geliyor birinci satırdan:

Kimsenin doğru dürüst şiir okuduğunu sanmıyorum. Şairlerin bile!
Şiirden çok, lafıyla oyalanıyoruz.

yine adını andığım ekin ileri satırlarında:

Sayfalarca 'şiir' okuyor, en küçük heyecan duyamıyoruz.

attilâ ilhan'ın bu saptamaları ve değerlendirmeleri 1981 tarihli. yıllar sonra da geçerliliğini sürdürüyor mu? günlerimizde şiir okumanın yeri var mı? şiirden sonra, 'laf'ı da mı azaldı? sayfalarca heyecansız 'şiir'ler mi salt şiir okumayı azalttı?

ben bu soruları yinelemekten, çoğaltmaktan öteye, bugün okuduğum şiirlerden sözedeceğim bu yazıda.

cihana sığmaz nazım hikmet'in cihani rubailer'inden birini aktarmak istiyorum önce:

Aramızda sadece bir derece farkı var,
işte böyle kanaryam,
sen kanatları olan, düşünemeyen kuşsun,
ben elleri olan, düşünebilen adam...


sayfalarca 'şiir'den sonra nazım hikmet'in rubai'sinden aldığımız heyecanı almadığımız olmuyor mu? haydi, o şiir okumama için özürümüz; ya nazım hikmet'in rubailer'i? onlar okunuyor mu? nazım hikmet şiirinden alınacak heyecanlar yaşamda azalıyor mu? karamsar olmak istemiyorum. gün vardı, nazım hikmet'in şiiri yasaktı; yıllar var, nazım hikmet şiiri erişilir oldu. şiirden heyecan almanın dürtüsü günümüzde ne olmalı?

her okuduğumda yeniden heyecanlandığım; attilâ ilhan'ın, elde var hüzün şiir kitabının serbest gazeller'inden biri, şiir gününüzde heyecanınız olsun isterim:

bâkî'ye gazel

bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır
ne yadsımaya dilim varır
    ne düzeltmeye gücüm yeter
meyyus bir papağan gibi tenhada bırakılmış
    harıl harıl
  içimdeki bozgunla söyleşirim

bir yaş gelir ki kadınlar
çekilir ortalıktan
    esmerler birden çekimser
  sarışınlar uzak
       kumrallar vefasızdır
artık ne uyku ne durak
bir âfet biçerim imgelem kumaşından
    müstesna bir sevgili
  onunla söyleşirim
    fazlasıyla edâlı
  iyice rahşân
       bakışları ebrûlî

serviler boşalır boşluklardan
bir mehtap karanlığına
    gazelhanlar susmuş
  çalgıcılar perişan
bir ben ki sabahlara kadar böyle
    münzevi bir kanûnla söyleşirim

ne şair kalmış ülkede ne şiir
    divanlar unutulmuş
  mesneviler parça parça
ey şairlerin sultanı ey bâkî
inanılmaz kafiyeler düşürüp yıldızlardan
    (mef'ûlü mefâilü)
  ruhunla söyleşirim




attilâ ilhan'ı, bâkî'ye gazel'i, nazım hikmet'i ve rubailer'i olan bizlerin, şairi ve şiiri yok diyemeyiz.


8 ocak 1999, college station, texas.

abd'de kişisel suçtan anayasal tartışma günleri

abd, bir yıldır clinton'u tartışıyor. abd, içindekilerin ilk günden bıkkınlık duyduklarını söyledikleri bu tartışmanın ne olduğu, neden olduğu, nasıl geliştiği, ne olacağı bitmeyen tartışma. öyle görülüyor ve anlaşılıyor ki, kennedy'yi kim vurdu tartışmasına, sonunda, bir yenisi eklendi abd toplumsallığında. bitmeyen, bitmeyecek bir tartışma bu.

1998 yılı başlangıcında, yeniyıl görüntülerinde, clintonlar'ın karaipler'de romantik dans edişleri vardı. birinci haftasonunda ise, dört yıldır, clinton'un başkanlık öncesi ve başkanlığı süresince yasallıkla bağdaşmayacak ilişkilerini araştıran yargıcın önemli bir sorgulaması oldu. o sorgulamanın gizli kalması ve kamuya sızdırılmaması ilkesi, yasadışı olarak atlanınca; yargıcın tanığı ve sorgulama güncelleşti.

o gün bugündür güncellik sürüyor. neredeyse, yasal soruşturma ve yargılamanın enson günlerinin başlangıcıydı dün. abd anayasası'nın öngördüğü en yüce makam sayılan senato jurisinde yargılama 7 ocak 1999'da başladı. gelen günlerde yargılamanın önemli dönemeçlerinde değerlendirmeler yapacağım.

önce biraz genelleme ve ön bilgi, ek bilgi, ne derseniz deyin, gelen günlerdeki yazıları okumada kolaylık sağlamak istiyorum.

konunun pekçok yaklaşanı ve yaklaşımı var. kimilerine göre, abd yasallığı gülünç ve saçma geliyor; bu daha cok fransız, ingiliz ya da genel avrupa bakışı oluyor. ne gereği var, yararsız deniliyor. abd'de tartışmaya, halkoyu yoklamalarının sonuçlarını dayanak yapanların güçlü dayanağı oluyor avrupa tepkisi.

abd'de başlangıçta bir şaşkınlık ve yadsıma vardı. clinton'un kamuoyundaki kesin ve doğrudan yadsıması bir süre için eşine ve siyasal arkadaşlarına, ortak partililere ve kitle iletişiminde clinton yanlilarina yeterli direnme, yadsima gucunu vermisti. genc bir kizin fantezileri ile clinton'un siyasi düşmanlarının komplosu benimsenir ve öyledir düşüncesi egemendi. clinton'un kamuoyu önündeki yadsımasına değin, eğer doğruysa koşuluyla, anında ortak yargı: clinton'un başkanlığının bitişi ve sonuydu.

bir yıllık süreç içinde bugün gelinen son ve siyasal yargılama dönemecinde bilinenler ve yargılama dayanakları başlangıca göre epeyi değişik. değişmeyen: geleneksel partilerin değişmezlerinin partili ve esnemeyen dirençleri. clinton'un bağlı olduğu demokratlar, clinton'un eşinden habersiz kaçamaklarını ayıp ve yanlış olduğu, hatta sıradan yurttaş olarak yargılama konusu olabileceğinde birleşmiş durumdalar. karşıtı cumhuriyetçiler'in ise, başkanlık düzeyine erişmiş bir yurttaşın, yurttaşların herbiri için suç sayılan davranışlarının, başkan clinton için de cezasız kalmaması ve başkanlar için anayasada varolan tek cezanın görevden alınma olması gerektiğinde birleşmiş görünüyorlar.

senato yargılaması ve kararı sonsöz oluyor. senato yargılaması tarihte benzeri yaşanmamış bir olay. anayasa'da öngörülmüş olması, birgün yaşanabilirliğini varsayıyor. bundan 130 yıl öncesinde de senato yargısı aşamasına gelen halk meclisinde görevden alınma örneği var; başkan andrew johnson'un başkanlığı da benzeri bir tartışma ve temsilciler meclisi oylamasından geçmiş durumda. senato yargılaması ise, yeterli 2/3 çoğunluk oylamasına gelmeden 1/2 çoğunlukla kısa devrede durdurulmuş diye tarihte örneği var. yakın zamanlarda da, temsilciler meclisi adalet komisyonu araştırması ve komisyon'un meclise suçlu yargılması yasa önerisi aşamasına gelmiş başkan nixon soruşturması var. meclis oylamasına geçilmeden, 1974 ağustos'unda, nixon'un gönüllü çekilmesi örneği geçen yılın başında, clinton'un meclis kararına direneceği öngörüsü ve gerçeğiyle artık geride kaldı. tarihsel olarak, bir johnson ve bir de clinton var temsilciler meclisi oylamasıyla görevden alınması gereği yasalaşmış başkan örneği olarak. clinton'u tarihteki ilk örnek olarak johnson'dan ayıran ise, clinton'un seçimle gelmiş ilk yargılanan başkan olması oluyor.

başlangıçta, olamaz, değil, yalandır yadsıma ve yalanlamaları, yıl ilerledikçe başkana karşı ve başkanın yalancılığının belirleyici kişilik sorunu yargılmasının yayılmasını getirdi.

bugüne gelinirken, başlangıca göre beklenmeyenler, söylenmeyenler de gerçeklendi. öncelikle, halkoyu seçmesi temelindeki anayasal toplumun güvencesi yasalar ile yurttaşların uyum ve uzlaşım içinde olmadıkları yaşandı. yasalar clinton'a karşı, yurttaşların, demokratlar dışında da dayanakla, çokluğu clinton'un başkanlığını koruması tepkisini sürekli ve düzenli verdi. tek ve yakın örnek olarak yaşanan nixon ve watergate günleriyle ölçüldüğünde aykırı olan şuydu: nixon da baslangıçta yurttaşların çoğunluk desteğiyle meclise ve soruşturmalara direniriken, an gelip, doğrular anlaşıldıkça halkoyu desteğinin çözülüşü clinton örneğinde yaşanmadı.

halkoyunun sürekli ve kararlı olarak, clinton'un, yasal ve ahlâk sorunlarının yanlışlığı ve ceza gerektirdiği benimseyişiyle açıklandı. yine benzeri kamu araştırmalari, başkanlık görevinden alınmaması gereğini belirterek, clinton'un utancıyla gönüllü ayrılmaması yönünde dayanak oldu.
tüm bu gelişmelerle, mecliste araştırma, soruşturma ve oylama öncesi abd ara seçimlerine denk geldi. seçim sonuçları clinton'u değil ama, demokratlar'ı, cumhuriyetçiler'i yani yasamayı belirliyordu. yine de, demokratlar'ın seçim başarısı, clinton'un halkça desteklendiği ve görevden alınmaması söylemine dayanak oldu. cumhuriyetçiler ise, meclislerdeki çoğunlukları, niceliksel aşınmaya uğramasına karşın, çoğunluk güçlerini, anayasanın ve siyasallığın temsil temelinden kaynaklanarak, clinton'u küçük bir cumhuriyetçi çoğunluk desteğiyle görevden alınması gereğiyle senato yargılamasına gönderdiler. bir düşünüş ve bekleyişe göre, senato yargılamasından önce gönüllü ayrılır beklentisi vardı; bir öteki beklenti de, johnson örneğinde olduğunca, senatoda yargılama, kısa devreli, başlamadan biter idi.

şu anda senato'da varılan yargılama uzlaşımına göre yargılama başlayacak. yargılamanın ne yönde gelişeceği ya da görevden alınması gereği doğmadan durdurulabilir mi beklentisi istemden öteye kesinlik kazanmış değil.

olayın ve yargılamanın, kişisel suç ile anayasal ilkeleri düzeyinde tartışılması, abd güncelliğinde sürüyor. yargılama bir sonraki aşamada sürecini tamamlamaya giderken, tartışma bitmiyor, bitmeyecek görünüyor.

8 ocak 1999, college station, texas.

15 Aralık 2013 Pazar

demirel, ecevit, çiller, yılmaz, baykal, kutan ve ötekiler...

siyaset eşitler arasında olmaz. siyasetin özü ve gereği, eşitsizlikle eşitlik çelişkisinin çözümündedir. kimi akıllar ve kimi akıllı sanılanlar ya da aklın temel olmasını özleyenler: siyasetin temel karşıtlığını anlayamazlar ve hep siyaseti sorun olarak görürler, gösterirler.

turkiye'nin siyasetinde az anlaşılanlar şunlardır: güç sıralamasını, tümden yadsınması ya da güç sıralamasının değişmez, durağan oluşunu isteme yanılgısı.

son günlerde, 1990'lar boyunca süregelen parçalı uzlaşmazlığın yeni bir uzlaşım arayışı var. söylentisi, oluşu düzeyinde sakıncalı bir kuşku temelinde, yılmaz hükümeti, tbmm'nin güvensizliğini yaşadı. yeni bir oluşum için, siyasal uğraş odağını, yeni yönetim uzlaşımında yoğunlaştırdı. ilk yanlış nerede oldu? önce başbakan adlandırılması ve atanması istendi. yanlıştı. neyin yönetimi, nasıl bir yönetim sorusunun birincil olmasını, demirel belirlemede gecikmedi. siyasette yaşamanon birinci koşulu, durum değerlendirmesi ve güç belirlemesinde öngörülü olmaktır. demirel'in erken ya da belli koşullar oluşmadan seçim istemediği yaşanan gerçeklik. ikinci gerçeklik de, demirel'in siyasette eşitsiz güçlülüğü. demirel'in gücü cumhurbaşkanlığı'ndan gelmiyor. turkiye cumhuriyeti'nin 1961 anayasası ve değiştirilmiş/yenileştirilmiş geçerliliğinde, cumhurbaşkanlığı'nın gücü, demirel'in gücünün altındadır. demirel kendi gücüyle, cumhurbaşkanlığı gücünü aşan girişimler ve çabalarda bulunuyor. doğal ki, bu girişim ve çabaları, türkiye cumhuriyeti'nin, türkiye'de siyasetin, "demokrasi" yani "halkoyu" temelinde olmasını korumak göreviyle uyumlu yapıyor. sorun ikili, çoklu demirel açısından:

1. türkiye'de siyaset ve anayasal isleyiş "partiler demokrasisi"ni öngörüyor. gelenek budur; genel algılayış budur. 1946 öncesi demokrasisini, özel değerlendirmeyi açıklayamayız yoksa. 1960'da, 1971'de, 1980'de duraklamaları ve geçiş dönemlerini tanımlayamayız "partiler demokrasisi"ni benimsemeyince, işlerliğini korumadıkça. demirel, cumhurbaşkanı konumuyla, "partiler demokrasisi"nde dışta kalıyor. partileri korumak cumhurbaşkanlığının anayasal görevi ve işlevidir.

2. türkiye'de siyaset alanında eşitsizlik uyumsuzluğu var. demirel güçl, siyasi kişiliğiyle partiler demokrasisi'nde siyaset yapanlardan güçl, olduğunu yaşadıkça, egemenlik de kurma özlemini yaşadığını yasallaştırma kaygusuyla dile getiriyor. demirel'in dile getirdikleri, demirel'in siyasi gücüyle, konumunu denkleştirme, uyumlama istemi oluyor. bunun olmazlığı demirel'i partiler demokrasisi işleyişinde aykırı durumlarda bırakıyor. güçlü siyasi kişilik, güçlü siyasi partiyle denkleşmeyince, ortaya çıkan, türkiye'nin yaşanan gerçekliği oluyor.

demirel üç ayrı başbakan ataması yaptı yılmaz'ın yönetim güvensizliğinden bu yana; bir de, önemli anayasal yorum yaptı. iki kez de, son anda yön verme ve gerçeklenen durumu güçlendirme öngörüsü oldu:

1. ecevit'i önce başbakan ataması, yön verme kaygusundan ve belirsizliği belirginleştirme amacını sağladı.

ilk günleri anımsayalım. tbmm dışı bir güç ve güç belirleme oldu bittisi varmışçasına aday adayları sıralanıyordu. tbmm'den güvenoyu alacak partili ve başkan olmalı ölçüsünü koydu ve uyguladı.
ecevit'in ilk görevlendirilmesi boşa gitti deniliyor. hayır. ecevit'e olan güvensizlik ve kuşku giderildi. ecevit'in, türkiye'nin bunu yaşaması yararlı oldu. 1980 öncesini demirel ve ecevit çekişmesiyle açıklama kolaycılığı ve yanlışında olanların eleştirisi aşındı. daha da önemlisi, seçimi öteletme değil, seçimin güvenle, zamanında yapılması yönetiminin seçmesinde olduğumuz anlaşıldı.

2. erez'in başbakan atanması, demirel'in siyasi kişiliğine ve turkiye'nin geleneklerine aykırıydı. türkiye'nin en zarar gördüğü yönetimlerin ve dönemlerin, gücünü partiden almayan siyasetlerin ve siyasilerin tepelerde olduğu anlar gerçeği bikez daha yaşanmış oldu.

türkiye hızla ve yürürlüğe girmeden erez başbakanlığı çözümünü aştı. demirel'in soğukkanlı ve yanlışları dayatmayan hazırlılığı olmasaydı, yaklaşan seçimlerin olabileceğinden gerilimli olacağını kestirmek zor değildi.

erez'in yanlışını ve yenilgisini nasıl açıklayabiliriz? yalına indirirsek, şöyle dememiz gerekiyor: seçimi öteleme izlenimi ve kararlılığının kuşkusu, çiller'in tekil davranışını getirdi. erez, dyp dışından, dyp'ye almaşık olma gücünü bulmadan elendi. erez, seçimi öteletme dışında, türkiye siyasetinin kaçınılmazı olan fp'yi, dyp birlikteliğinden koparabilecek ve yeniden "muhalefet"le yetinmesini gerçekleyebilecek güç görünümü vermesi dolayısiyle saklayamadığı kendi programında yenildi. bu türkiye açısından artıdır. türkiye, er ya da geç, erez'in "siyaset(parti)" dışı çözümünü deneyecekti. demirel'in aykırı davranışı sonunda, çiller'in yerinde çıkışıyla gerçeklik olmadan akıllardan silindi. uzun süre öyle bir çözüm, adını söylersem, partisiz siyaset çözümü gündem dışıdır.

3. ecevit'in yeniden atanması ve olası başbakanlığı seçimin güvencesini belirgin kılmıştır.

demirel, ecevit'in başbakanlığını sağlayan güç olarak, yerinde bir öneriyle, son yçnlemeyi gerçeklemiştir: dyp'den ve anap'tan "bağlantılı/sorumlu" olmayan bakan gereği. bu olur mu? bunun yararı, bu yönetim için değildir. bunun önemi, partiler demokrasisinin korunması gereği ve seçim sonrası benzer durum için çiller ya da yılmaz'a "emsal" yaşatmama öngörüsüdür.

sonuç olarak, türkiye bir siyaset bunalımından daha demirel'in siyasi kişiliği ve gücüyle çıkmaktadır. siyasetçileri yaşatan, uzunca güçlü kılan, siyasi çözümcülükleridir. demirel çözümleyici olmuştur. ecevit çözümcü davranmıştır. çiller çözümleyici öneriyle gelmiş; yılmaz çözüme direnmemiştir.

arada kaynayan anayasal yorum nedir? meclis'in geçersiz kılınıp, seçim kararı ilkesinin yaşatılmaması; yarın, seçim sonrasında, yaşatılma gücünü getirme gizilgücünü vermiştir demirel'e ve türkiye'ye.

baykal ve kutan neden tepkicidirler ortaya çıkan sonuca? çözüm önerilerinin gücü olmadığı ve çözümlemede belirleyici olmaktan uzaklaşmış olmalarını algılayışları duygusal tepki getirmiştir. yanlıştır. kutan'ın, seçimin güvenceye alınması sonucundan ve yönetimde yeniden pay almak için, yeni seçim gücü gerektiğini yaşama ve yaşatma zorunluğunu duyması gerekirdi. seçimden fp açısından kuşkusu varmış izlenimi doğdu. baykal'ın tepkisini de anlamak zordur. ne güzel 1995'den buyana yönetim dışı olmanın seçmene anlatılması gücünü kullanma fırsatı yerine, o güçte yeralamamadan doğan bir konumun sürekliliği tepkisini yaşattı. seçimi en tutarlı ve sürekli gündemde tutan baykal, seçimin güvenceye alınmasında sevinmemiş duruma düşüverdi.

erez'in adaylığı boyunca, yaptığı en olumlu ve kendini yarına yaşatacak davranış olarak görevi gecikmeden teslim edişi oldu. "mağrur/mağdur" söylemi, kendisini, yarınki seçimler sonucunda tbmm dışı da bırakacaktır.

ecevit'in başbakanlık görevi için hazırlığı olumluydu. 40 gün icinde, 40 yıllık sorunları çözme önerisi ve umudu vermemesi, yarının seçim günü olduğunun güvencesidir. ecevit zor bir görevdedir. halkoyu ve seçmen zoru benimseyeni, çokluk oyla desteklemez. yarınki seçimlerde dsp'nin bir önceki 1995 seçimleri gerisinde olmasında, anap'a verdiği destek ve çiller'le kaçınılmaz uzlaşımı olduğu anlatılacak, açıklanacaktır.

turkiye'de seçim olmalı ve 1990larin parçalanmışlığının çözümünde halkın oyu belirlenmelidir. ya benzeri olursa, geçerli bir dayanak değildir gelenekleri ve siyaseti zorlamak için. 1995'in benzerini yaşamayınca, o günden bu yana yaşanan boşuna günleri, türkiye aramayacaktır.

7 ocak 1999, college station, texas.

seçim, seçim ve yine seçim

türkiye seçime gidiyor. bu güzel ve önemli. seçime giden turkiye, seçimini yapmış türkiye bugünden güçlüdür.

türkiye'de seçim geleneği varsa da, seçimin güvencesi ve sürekliliği, seçimli son elli yılda zorluklar yaşamıştır. bir an için düşünelim: 1946, ilk doğrudan seçimdir. 1950'de ve 1954'de gelenekleşmiş ve düzenlileşmiş seçim geleneği, 1957 erken seçimini yaşamak zorunda kalmıştır. 1957 erken seçiminin erken yapılması, 1960'in gerilimli ilkbaharı'nda, yeniden erken seçimi zorladığında geç kalınmıştır.

1961 seçimleri, 1946 geleneği ve düzeninde olmamıştır. 1960'la, turkiye cumhuriyeti'nin anayasal düzeni, kuruluş temellerinden nitelikçe değişik bir anayasa ve seçim düzeniyle yön almıştır. 1961 seçimleri sonrasında, 1965, 1969 seçimleri yine ardışık ve yeni anayasal düzen geleneğini başlatmış ve kararlılığa yöneliş göstermiştir. 1964, 1966, 1968 senato ve ara seçimler geleneği de, türkiye'nin seçimli, güzel, güçlü günlerinin anılarıdır. 1969'a gelindiğinde, seçimden bıkkınlık ve seçimin çokluğu yaygın bir tepki konusuydu. 1969 seçimleri ve sonucunun seçim dışı dağılışı ve parçalanışı günümüzün başlangıcıdır.

1969 seçimlerini yeniden düşünmenin ve değerlendirmenin yapılması, siyasal bilimcilerin temel araştırma konularından olmalıdır. 1957 seçimlerinde erime eğilimindeki dp odağı ile, 1969'da doruğuna çıkan ap güçlenmesi ardından neden 1960 27 mayıs'ı ya da 12 mart 1971'i gelmiştir? turkiye'de siyasetciler ve siyaset bilimciler, kendi bindikleri dalları değil de, bindirildikleri dalları da keserler. bugünün tbmm'sinde, kaç siyasetçi vardır seçimlerin tbmm'nin varlığı olduğuyla seçimlerin geleneği ve sürekliliğini korumaya adanmış?

demirel ve ecevit, türkiye'nin tüm seçimlerinde seçmenlik yapmış sayıları azalan yurttaşlar topluluğundandır. türkiye nüfusunun seçmen çoğunluğunun yarısından çoğunun seçim deneyimi 1980ler sonrasıdır. erez'i bilemeyeceğim ama, baykal'ın oy kullandığı ilk seçim 1961 olmalı. çiller'in, yılmaz'ın ilk oy kullandıkları seçimler 1968, 1969 olmayabilir; 1973 seçimlerinden bu yana düzenli ve sürekli seçmendirler diyebiliriz güvenle.

1990'larda seçim geleneği kazandı sanılan ve yaşanılan turkiye'de, bugün seçim günü ve yasası tartışmalı ise, değerlendirmeye nereden başlamalı? yarım akıllı ağızlar ve söyleme göre turkiye siyasetinin sorunu parti başkanları/önderleri tıkanıklığıdır. hayır. sorunu ve tanıyı yanlış koyarsanız, açıklaması ve çözümü de geçerli olmaz. türkiye'nin bugün yaşadığı sorunun iki geçmiş başlangıcı vardır: 1957 ve 1969 seçimleri. onlar epeyi geride kaldı ve günün koşuşturmasında ve hele yakın geleceğin sçcimlerinde belirleyici araştırması zordur diyelim. bugünün sorunlarının özündeki yanlışın kaynağı, 1989'da erken seçim kararı almamış tbmm çoğunluğunu benimseyebilse türkiye, gelen seçimleri ve sonrasını daha kolay aşacaktır.

1989'da erken seçim kararı almamış türkiye, 1990'nın özel çevre sorunları("körfez savaşı") ve anap yönetiminde yılmaz'ın baskın ve tepeden çıkışına değin, neredeyse, iki yılı, seçimi gecikmiş ve seçimsiz, tabansız yönetimlerle geçirmiştir.

1991 seçimlerinin isteneni getirmemiş olmasını nasıl açıklıyorsunuz? 1989'dan 1991'e seçimi gerçekleyememiş turkiye, 1991'de gücün kim ve ne olduğunu anlamakta ve yoğunlaşmada zorlanmıştır. 1991'den bu yana ise, 1991'in yüzde yirmilik güçlerinin uzlaşamaz uzlaşımları gerilimini yaşamaktadir. 1995'te oldu bittiye giden seçim; öyle görünüyor ki, 1999'da oldu bittiyle ötelenemez durumda yaşanacaktır.

6 ocak 1999, college station, texas.

14 Aralık 2013 Cumartesi

1999'u yaşadıkça/yazdıkça

yeni bir yıl: 1999. özel bir yıl, 2000'den bir öncesi. turkiye'de, dünyada yaşananlardan seçmelerim olacak. 1999'dan izlenimlerimi, bendeki yansımalarını yaşadıkça, yazdıkça okuyabilirsiniz.

6 ocak 1999; yeni bir gün. kimler yaşadı 6 ocak 1969'u? turkiye ve dünya, 1959'un 6 ocak'ında neydi, 1979'un, 1989'un 6 ocak'ında neredeydi? yazacağım 1999'da.

1959'in ocak'ında turkiye dp iktidarını yaşıyordu. menderes egemen siyasal kişilikti. bayar saygındı. inönü bitmemişti. demirel, ecevit turkiye siyasallığında henüz yoktu. soğuk savaş dünyayı ikiye ayırmıştı: nato ve varşova. bir de, nasır, nehru ve tito üçlüsünün üçüncü dünyacılığı yaygınlaşıyordu. o günlerin dili ve söylemiyle afrika uyanıyordu. küba, castro'suyla ilk günlerini yaşıyor; mao çin'i, onuncu yılında kararlı duruyordu. avrupa birliği ve roma antlaşması altılı bir hayâldi. dünya eisenhower'i ve abd'yi biliyordu ama, kennedy ve vietnam henüz abd dışında bilinmiyordu diyebiliriz.

1969'in ocak'ında türkiye neredeydi? o gün, abd'nin türkiye büyükelçisi komer'in arabası odtü'de alevler içindeydi. devgenç daha yoktu. tdgf adını, içinde koşturanlar ve bir de polis kayıtları biliyordu. demirel başbakan, ecevit chp genel sekreteri idi. 1969 seçimlerine daha çok vardı. bütçe görüşmeleri ve ecevit'in doğa yasası tanımı, güney amerika'nın operet orduları benzetmesi tbmm'de dile gelmemişti. turgut özal'ı, özal kardeşleri, sonradan bileceği gibi bilmiyordu turkiye. erbakan, henüz sanayi ve ticaret odaları birliği'nde türkiye'nin gündeminde sorun değildi. tüsiad yoktu. türkiş ve disk vardı, mess varolmak üzereydi.

kısacası, 1969 ocak'ında türkiye ve dünya 1968'i geride bırakmış, dubçek'in baharı yaza dönüşmeden noktalanmıştı. vietnam savaşı, abd'nin insan kaynaklarını, değerlerini altüst etmişti. ortadoğu ise, 1967'in haziran'ındaki 6 günlük sarsıntıdan dağınıktı.

1979'un ocak'ı, turkiye'nin kara günlerinin, turkiye'nin üzerinden eksilmeyeceği karamsarlığıyla yaşanan günlerdi. ecevit yeniden hükümet olmuştu. demirel, 1969'un tek başına gücünün başı değildi. milliyetçi cephe diye birliktelik görüntüsündeki parçalanmışlık toplumun her katındaydı. öğretmenler, öğrenciler, polisler, mahalleler, okullar, yurtlar, yöreler, bölgeler, kurtarılmışlıklar, baskılar egemendi. ambargonun, güvensizliğin, siyasal istikrarsızlığın durgunluğu belirgindi. dünya, petrol ambargosu ve opec sarsıntısından çıkma arayışlarındaydı. g7 ve avrupa ekonomi topluluğu yaygınlık kazanmıştı. thatcher, ingiltere'de yılların durgunluğu ve imparatorluğun yıpranmışlığına yeni bir umut ve yeni bir yön gibi ortadadıysa; carter, iran ve humeyni depremiyle sarsılmamıştı. nikaragua'da sandinista yönetimi, küba'dan sonra, devrim'in kıtada yayılabileceği kuşku ve korkusunu pekiştiriyordu. brezilya, arjantin ve şili'de askeri yönetimler, meksika'da rpi tek parti diktasındaydı. sovyetler'in altmışıncı yılı ve brejnev'in durgunluğu vardı. çin'de mao gitmiş, çu en lay gitmis ve kültür savaşı'ndan yenik çıkanlar çin'e egemen olmuştu. çin'de kıpırdanma, çin'de yenilik, sovyetler'in 1930'lardaki biçiminde değildi; çin'de sanayileşme uyanışı vardı.

1989 ocak'ında, dünya'da egemenler, dolar, g7, japonya, reagan, avrupa birliği, gorbaçov idi. brezilya ve arjantin'de askeri dikta yönetimleri seçimle yönetim biçimlerine dönüşmüştü. abd, askeri harcama çılgınlığıyla iktisadî istikrar kazanmıştı. bush, reagan'dan devir aldığı yönetime henüz başlamıştı. soğuk savaş'ın son yılında yaşandığını kimse açıkça söyleyemiyordu. siyasal uzmanlar ve beklentilere göre, soğuk savaş ve nükleer gerginlik yumuşuyordu. neredeyse on yıl süren iran irak savaşı durmuştu. turkiye'de yaşanan 1980ler, evren ve özal bitmez gitmez sanılıyordu. demirel, ecevit, erbakan, türkeş daha ne istiyordu?

1990'ları nasıl yaşadık? dünyada ve türkiye'de yüzyılın son on yılının belirleyicisi soğuk savaş'ın bitişi, geçici yeni dünya düzeni'nin yayılması dünyada ve turkiye'de nasıl yaşandı, nasıl belgelendi? 1999'da, günlükler olarak, yaşadıkça, yazdıkça seçmelerimi okuyacaksınız.

tepkilerinizi yurttas@cs.tamu.edu'ya iletebilirsiniz. yararlanacağım eleştirilerinizi, değerlendirmelerinizi paylaşmak isterim. unutmadan ekleyeyim: yazdıklarım, öznel düşüncelerdir; salt beni bağlar; sorumluluğu benimdir.

6 ocak 1999, college station, texas.

[yazılara tepkilerinizde salih.yurttas@gmail.com adresim geçerli olanıdır.]

ocak 1999

http://faculty.cs.tamu.edu/yurttas/y99/ adresinden sunulmuştu ilk yazımlar.

1999 yılının toplu yazıları: http://faculty.cs.tamu.edu/yurttas/y99/1999/ adresinde idi.

1999 ocak yazılarının adresi de: http://faculty.cs.tamu.edu/yurttas/y99/1999/01/ idi.

ilk yazı http://faculty.cs.tamu.edu/yurttas/y99/1999/01/060199-00.html adresinden okundu 2013 aralık sonuna değin.

14 aralık 2013, college station, texas.

1999'u yaşadıkça/yazdıkça

Herkesin hareketi, görüşü, bulunduğu makama göredir. Herkes, âleme kendi görüş dairesinden bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kırmızı cam kırmızı. Camların rengi olmazsa beyaz olurlar. Beyaz cam, öbür camların hepsinden daha duru gösterir. hepsinin de başı, imamı odur.

Mevlâna, Mesnevî I.