16 Aralık 2013 Pazartesi

şiirsiz günlere kaldık demeyelim...

günlerimde şiir yerini eksiksiz korur. şiirsiz günler benim değil; yaşanan günleri çoğunluğun.

bende sığar iki cihan ben bu cihana sığmazam
                                      nesimi

attilâ ilhan'ın, elde var hüzün şiir kitabı, nesimi'den aldığı mısra ile biter. nice cihanı içine sığdırıp, cihana sığmayan şairlerin şiirleri okunmaz mı? meraklısı için ekler'in son yazısı, şiirden çok, laf... başlığında ve hemen attilâ ilhan saldırısı geliyor birinci satırdan:

Kimsenin doğru dürüst şiir okuduğunu sanmıyorum. Şairlerin bile!
Şiirden çok, lafıyla oyalanıyoruz.

yine adını andığım ekin ileri satırlarında:

Sayfalarca 'şiir' okuyor, en küçük heyecan duyamıyoruz.

attilâ ilhan'ın bu saptamaları ve değerlendirmeleri 1981 tarihli. yıllar sonra da geçerliliğini sürdürüyor mu? günlerimizde şiir okumanın yeri var mı? şiirden sonra, 'laf'ı da mı azaldı? sayfalarca heyecansız 'şiir'ler mi salt şiir okumayı azalttı?

ben bu soruları yinelemekten, çoğaltmaktan öteye, bugün okuduğum şiirlerden sözedeceğim bu yazıda.

cihana sığmaz nazım hikmet'in cihani rubailer'inden birini aktarmak istiyorum önce:

Aramızda sadece bir derece farkı var,
işte böyle kanaryam,
sen kanatları olan, düşünemeyen kuşsun,
ben elleri olan, düşünebilen adam...


sayfalarca 'şiir'den sonra nazım hikmet'in rubai'sinden aldığımız heyecanı almadığımız olmuyor mu? haydi, o şiir okumama için özürümüz; ya nazım hikmet'in rubailer'i? onlar okunuyor mu? nazım hikmet şiirinden alınacak heyecanlar yaşamda azalıyor mu? karamsar olmak istemiyorum. gün vardı, nazım hikmet'in şiiri yasaktı; yıllar var, nazım hikmet şiiri erişilir oldu. şiirden heyecan almanın dürtüsü günümüzde ne olmalı?

her okuduğumda yeniden heyecanlandığım; attilâ ilhan'ın, elde var hüzün şiir kitabının serbest gazeller'inden biri, şiir gününüzde heyecanınız olsun isterim:

bâkî'ye gazel

bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır
ne yadsımaya dilim varır
    ne düzeltmeye gücüm yeter
meyyus bir papağan gibi tenhada bırakılmış
    harıl harıl
  içimdeki bozgunla söyleşirim

bir yaş gelir ki kadınlar
çekilir ortalıktan
    esmerler birden çekimser
  sarışınlar uzak
       kumrallar vefasızdır
artık ne uyku ne durak
bir âfet biçerim imgelem kumaşından
    müstesna bir sevgili
  onunla söyleşirim
    fazlasıyla edâlı
  iyice rahşân
       bakışları ebrûlî

serviler boşalır boşluklardan
bir mehtap karanlığına
    gazelhanlar susmuş
  çalgıcılar perişan
bir ben ki sabahlara kadar böyle
    münzevi bir kanûnla söyleşirim

ne şair kalmış ülkede ne şiir
    divanlar unutulmuş
  mesneviler parça parça
ey şairlerin sultanı ey bâkî
inanılmaz kafiyeler düşürüp yıldızlardan
    (mef'ûlü mefâilü)
  ruhunla söyleşirim




attilâ ilhan'ı, bâkî'ye gazel'i, nazım hikmet'i ve rubailer'i olan bizlerin, şairi ve şiiri yok diyemeyiz.


8 ocak 1999, college station, texas.